Kayıtlar

Düşünce etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Platon ve Aşk

  Platon Devlet ve Sokrates’in Savunması kitaplarıyla tanınır. Benim de ilk okuduğum iki eseri bunlardı. Daha sonra Destek Yayınları Felsefe Serisinde Platon’un biyo grafisini okudum ve aşka karşı olan düşüncüleri o kadar hoşuma gitti ki diğer kitaplarını da edindim. Phaidros da Platon’un aşk üzerine görüşlerinin anlatıldığı bir kitap ve herkese öneririm .     Bize aşk, çok mükemmel bir duyguymuş, olmazsa olmazmış, uğruna her şeyin mü bah olduğu, insana inanılmaz güç veren bir duyguymuş gibi aktarıldı. Palavra. Bunun adı aşk değ il. Tutku. Bizim aşk dediğimiz şey aslında bir insanın bedenine duyduğumuz tutku. Zihnine duyduğumuz doyum. Ve tutku işin içine girdiğinde ne olur biliyor musunuz? Zihin devre dışı kalır.     Ben bu yüzden aşka senelerce karşı çıktım çünkü zihnimin bende olmasını seviyordum. Hazcı felsefeye karşıydım ben. Hâlâ karşıyım. Tutkunun esiri olup karşı tarafa tüm benliğini serip kişiliğini yok etmeye karşıyım ben. Bir insanın sağlıklı düşüneme...

Hayatımı Yazsam Roman Olur Sözünün İroniliği

 "Hayatımı yazsam roman olur!" sözlerini çok duymuşsunuzdur. Aslında baktığımızda hepimizin hayatı bir romandır. Yazarı ise biz.  Günlük yazmayı, program yapmayı falan da bu sebeple çok önerirler zaten. Ne yaptığını, zamanını neye harcadığını gör.  Hani "hiç zamanım yok!" diyoruz ya, sadece bir hafta her gün her saat ne yaptığımızı yazsak o 24 saatin bize nasıl yetmediğini çok net görmüş oluruz.  Konumuza dönüp daha geniş bir şekilde baktığımızda yaşadığımız dünyaya kadar her şeyi bir kitap olarak görebiliriz. Yazarı zaten belli. Evrenin oluşumundan itibaren kitabın başladığını düşünün. Çağları da cildi olsun. Serinin içinde bir kitaptasın. Küçük yazılı, kalın bir kitap. Sen o kitabın içinde sadece bir kez adı geçen, belki adı bile geçmeyen bir karaktersin. Silüet.  Nokta kadar değerin yok derler ya o hesap işte. Nokta kadar değerin yok olduğun kitapta. Yaşadığın dünyada. Nefes aldığın coğrafyada. Doğduğun ilde bile.  Ya da kendini bir filmin içinde hayal e...

Çocuk Aileye Baka Baka Kararır

 "Anneler erkek evlatları için köle olduğundan erkekler tüm kadınlardan aynı şeyi bekliyor" dedi annem. Şu haklılığa bakar mısınız? Sen oğlunu el üstünde tutarken kızına hizmetçi muamelesi yaparsan aynı şeyi oğlun da gidip başkasına yapacak.  Sen kızını "kalk babana şunu yap, kalk abine şunu yap, bak erkek kardeşin geldi" diye yetiştirirsen o kız erkekler karşısında her zaman kendini küçük hissedecek.  Eğitim ailede başlar çünkü insan büyürken ilk olarak ailesini görür. Çevresine bakarak bir şeyleri kafasında oturtturur. Büyüdüğünde fikirleri değişebilir, tam tersi bir durum takınabilir ama çocukluktan itibaren beynine empoze edilen fikirler ömrünün sonuna kadar içinde bir yerde kalır. Eğer güçlü bir kızınız olsun istiyorsanız önce güçlü bir kadın olun. Eğer köy ağası değil de iyi bir oğlunuz olsun istiyorsanız eşinize hizmetçi, kızınıza köle, kendinize de paşa muamelesi yapmayın.

Sosyal Medya Bizden Ne İstiyor?

  İzlediğim belgeselde şöyle bir alıntı vardı: "Kalktığınızda telefonunuza tuvalete gitmeden önce mi yoksa tuvaletteyken mi bakıyorsunuz? Çünkü başka bir ihtimal söz konusu değil." Bu söz bana kısa bir aydınlatma yaşattı. Sonra düşündüm. Kalkar kalkmaz telefona, sosyal medyaya bakıyorduk. Gelen mesajlar, bildirimler, takipler, beğeniler... Bir bakmışız telefonda bir saat geçirmişiz bile. Kahvaltıya geçiyoruz telefon yanımızda, salona geçiyoruz telefon yanımızda, tuvalete gidiyoruz telefon yanımızda. Evden çıkıyoruz, ilk kontrol ettiğimiz şey telefon. Fotoğraf atıyoruz beğeni az oluyor üzülüyoruz, yorum az geliyor üzülüyoruz, biri kötü yorum atıyor, bizle dalga geçiyor üzülüyoruz, takipçi sayımız düşüyor, artmıyor üzülüyoruz ama bu kadar üzüntüye rağmen ondan vazgeçemiyoruz. Bu bana artık biraz mazoşistçe geliyor. Kendimizi üzmeyi seviyoruz. Hayır, hayır. Biz üzüntümüzü sosyal medyanın geçirebileceğine inanıyoruz. Her üzüldüğümüzde daha çok fotoğraf, video atıyoruz. Üzünt...

Türk Dizi Felsefesi

  Televizyonda hiç güzel bir şey yok! Hepsi aynı! Güzel bir şey çekemiyoruz! Bölümler çok uzun!...  Bu gibi şikayetler çok fazla değil mi? Bir şeyleri suçlamak, şikâyet etmek, bunları dillendirmek kolay. Peki hiç düşündünüz mü neden? Neden böyle?  Sabahtan akşama kadar işte olup yorulan insanlar, çok çalışıp beynini, vücudunu yoran insanlar, akşam eve gelmiş kafasını boşaltması, iş stresinden kurtulması lazım. Dinlenmesi lazım. Geçer televizyonun karşısına tam karşısında zaten televizyon, rastgele bir kanal açar şikayet ettiğimiz diziler...  Neden güzel bir dizi yok? Bilimsel, düşündürücü bir şey yok? Olanlar tutmuyor, hemen bitiyor!  Neden acaba?  Patronunun gönderdiği işleri her an kovulma korkusuyla yapan insan, gün içinde sadece eve gidip yatmayı, uzanmayı, dinlenmeyi düşünen bir insan, bu ayı nasıl çıkartacaklarını, elektrik faturasını, su faturasını, doğalgaz faturasını, gidenleri, harcadıklarını nereden kısabileceğiyle kafayı bozan bir insan bir d...