Var Mısın ki Yok Olmaktan Korkuyorsun ?

 Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?

Kitap indirimlerinde dolaşırken gördüğüm bir kitabın ismiydi bu söz ve beni anında beynimden vurdu. "Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?"
Biz insanoğlu olarak her dönemde ölümsüzlüğü aramışız. Ölmekten korkmuşuz. Hâlâ da korkmaya devam ediyoruz. Bir gün öleceğimizi hepimiz biliyoruz ama yine de korkuyoruz. Çok garip değil mi?
Bir yakınımızın ölüm korkusu ayrı bizim ölüm korkumuz ayrı... Ben önce yakınlardan başlayacağım anlatmaya.
"Annem ölürse ben ne yaparım. Babam ölürse sokakta kalırız. Bize kim bakar, nasıl geçiniriz nasıl yaşarız. Aç kalırız. Susuz kalırız. Yüzümüze bakan olmaz vs. vs.
He bir de hiç ölmeyeceklerini düşünüp öyle yaşayanlar var orası ayrı. Biz diğer tarafa bakalım.
Korkulara odaklanıp onları büyütmek yerine biraz çözüm odaklı düşünsek?
"Yahu ölümün çözümü mü olurmuş?"
Doğru, tabii ki olmaz ama en azından ölüme hazırlıklı olabiliriz. Biz bir canlıyız ve her canlı bir gün mutlaka ölecek. Bunu hepimiz biliyoruz. Belki bugün öleceğiz belki yarın belki de 100 yaşına kadar yaşayacağız. Bu dünyada 100 yaşına kadar yaşamış  ya da şu an 100 yaşını geçmiş kaç kişi var? Bu dünyaya 100 yıl katlanmış?
Bir de şöyle sorayım: Bu dünyada 100 yaşını geçip de dünyaya adını duyurmuş kaç kişi var?
Neden 100 Azra?
Bilmem, söylemesi daha kolay.
Hani ölmekten o kadar korkuyoruz ya peki ne için yaşıyoruz? Yaşamamız kime ne anlam ifade ediyor? Bunca yıl yaşadın, yaşamaya değer ne yaptın?
Hadi diyelim ki sen yüz yaşına kadar yaşamak istiyorsun peki yüz yaşına gelene kadar ne yapmayı düşünüyorsun?
Ya Azra bir dur, önce emeklilik var...

Konudan çok saptık, en son ne diyorduk? Yakınlarımızın ölmesi. Şu an bahsedeceğim kişiler sizin hayatınızda olmayabilir ya da olması bir anlam ifade etmiyor olabilir. Siz ona çok takılmayın, ben çoğul konuşuyorum.
Düşün ki annen öldü. Aniden, sapasağlamken. Sana ne hissettiğini sormayacağım. Başka bir şey soracağım: Şimdi ne yapacaksın?
Cenazeniz var önce onu halledeceksiniz. Sonra hiç anlam veremediğim bir geleneğimiz olan cenaze evi işleri var. Onlara yemek yap, helva kavur, içeceklerini ayarla... He bu arada temizliği de unutma.
Ulan annem öldü!
Olur mu canım öyle şey dur daha ağıt savaşı var. Ağıt savaşı diyorum çünkü ben bunu bir savaş olarak görüyorum. Yarış da olabilir aslında.
Senin acın daha taptazeyken başlayacaklar; annen şöyle iyiydi, böyle güzeldi, onlara şöyle iyilikler yapmıştı, şimdi sana kim bakacaktı, annen ölmüştü, öksüz kalmıştın... Biz bilmiyorduk sağ ol. Hatırlattığın iyi oldu.
Herkes kendini parçalayacak ağlamaktan çünkü en çok ağlayan en çok sevendir(!)
He bu arada sen ağlamazsan vicdansız evlat oluyorsun aklında bulunsun.
Anneni anlatmaları bitecek ordan dedikodu başlayacak sonra biri sana şunu diyecek: Seni de evlendirmek lazım! Hasbinallah ve nimel vekil! Gel de şu kadının ağzına çarpıp tüm sinirini ondan çıkarma!
Bu cenaze işleri bitiyor sonra bir de evi yürütme muhabbeti var. Büyüksen zaten tüm iş senin omuzlarında. Küçüksen hoş geldin cici anne. Hoş mu gerçi orası tartışılır. He bu arada cici anne geldiğinde de başlarlar babanızı ayıplamaya. Daha kırkı geçmedi, vicdansız, bu zaten hep böyleydi, hiç sevmedi ki, bak evlenmek için zaman kolluyormuş, Allah bilir kadıncağız bunun yüzünden neler yaşamıştır, kahrından öldü zavallıcık bla bla bla.
Ya da baban çalışır sana bakıcı falan tutar bu sefer yine başlarlar elin karısına kaldı küçücük yavrucak, ana sevgisinden mahrum, şimdi ne yiyip ne içiyordur o, babası da tek başına nasıl baksın kıza, bak görüyor musun ellere emanet etti kızı, hırlı mıdır hırsız mıdır belli değil, böyle olur mu vs vs.

Peki ya babanız ölürse? Bu sefer ortada daha ciddi bir sorumluluk var: İş. Annen nasıl para kazanacak? Sen nasıl geçineceksin? Ömrün boyu çalışmak zorunda kalacaksın. Ya kötü yola düşersen?
İyi bir işe girdin diyelim iyi de para kazanıyorsun. Arkandan neler söyleyeceklerini tahmin edebiliyor musun? Onlara göre bir kadın çalışamaz. Para kazanamaz. Hele iyi bir iş iyi bir para... Kesin başka yollarla kazanmıştır. Kendini satmıştır mesela.
Fark ettin mi çok fazla örnek verdim ve emin ol bunlar benim uydurmalarım değil. Bazıları bizzat şahit olduğum olaylar bazıları ise başkalarından duyduğum.
"Elalem ne der?" diye bir kalıp var ya bizde. Hani onların diline düşmemek için izin verilmeyen bir sürü şey falan. O işte. Hani onların ne diyeceğini umursayarak yaşıyorsun ya, emin ol sen acı çekerken onlar senin acını bile beğenmeyecekler. Hızlı toparlanıp hayata başlarsın seni üzülmüyor, vicdanı yok diye suçlarlar. Toparlanamazsın, dağılmışsındır bu sefer güçsüz olduğun için suçlarlar.
Peki seni her daim suçlayacak bir şey bulan insanların isteklerine göre yaşamak ne kadar mantıklı? 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Platon-Devlet

Pilates Nasıl Ortaya Çıktı?

Anneler Gününün Hikayesi