Kayıtlar

Doğruyu Bulma Çabası/ A'mak-ı Hayal

Resim
  Edebiyatımızın ilk felsefi ve gerçeküstü kitabı Filibeli Ahmet Hilmi'nin A'mak-ı Hayal'inden merhaba.  Öncelikle şunu söyleyeyim ki Türk Klasiklerine dair okuduğum en iyi kitap oldu. Hatta bu kitabı okuduktan sonra yeni klasikleri büyük bir hevesle sepetime eklediğimi söyleyebilirim.  Gelelim kitabın konusuna.  Başkarakterimiz Raci ailesi tarafından din ve ahlak kurallarıyla büyümüş. Sonra bilgilendikçe başka fikirler de mantıklı gelmiş ve tüm mantıklı -birbirinin zıttı- düşüncelerin arasında kaybolmuş. Bir gün mezarlıkta gezerken kendini keşfetmiş ve aklından şunlar geçmiş: "Ben küfür ile imandan, ikrar ile inkârdan, tasdik ile kuşkudan meydana gelmiş bir şey olmuştum." Kendiyle yüzleşmesi onu nereye gittiğini bilmediği yollara sürüklerken tuhaf ve yaşlı olan Aynalı Dede ile karşılaşmış ve farklı diyarlara yolculuğu başlamış. Okurken aklıma Siddhartha ve Gece Yarısı Kütüphanesi kitapları geldi. Onları sevdiyseniz bunu da seveceğinizden eminim. Nereden biliyorum...

Platon ve Aşk

 Platon diyor ki: "Bedensel hazlarının kölesi olan ve sadece bu isteklerini yerine getirmek için mantıklarını devre dışı bırakıp duyduğu şehveti aşk zannedenler sahte âşıklardır." Tutkularını aşk zanneden bu insanlar için de şunları söylüyor: "Mantık dışı arzular en iyi olma düşüncesine baskın çıkarak insanı güzellikten keyif almaya yöneltir ve bedene yönelik cinsel arzularla güçlenerek bu gücünden dolayı aşk adını alır." "Kurtlar kuzularını nasıl severse aşıklar da sevgililerini öyle sever." Burada aşkı tutku olarak ele aldığı için; kurtları aslında kuzuları sevdiği için değil, onları yedikten sonra alacakları haz ve doygunluk hissi için yediklerini söyler.  Gerçek aşıkla sahte aşığın ayrımını ise şöyle yapar: "Gerçek âşık, aşık olduğu kişinin sürekli olarak gelişmesini ve özgürleşmesini isterken, sahte aşıklar sevgililerinin ya da eşlerinin sadece kendi isteklerine uymasını ve kendi belirledikleri gibi bir hayat yaşamasını ister ve böyle olması için...

Rüyamın Anlamını Biliyorum |Freud - Psikanalize Giriş: Rüya

 Rüyaların bilinçaltımızın dışavurumu olduğunu hepimiz biliyoruz ama ya gördüklerimizin anlamını biliyorsak?  Rüyayı görüyoruz ki çoğunu hatırlamıyoruz. Hatırlasak bile kısa süre sonra unutuyoruz. Peki hafızamızda bile kalmayan şeyin bize ne anlatmak istediğini nereden bilebiliriz?  "Çoğu rüya insanın zihninden uçup gidiyor ya da tam olarak gitmese bile sadece anlamsız bölük pörçük kısımları aklımızda kalıyor." diyor Freud. Ondan sonra da ekliyor: "Size temin ederim ki, büyük olasılıkla rüyayı gören rüyasının anlamını biliyor ama bildiğini bilmiyor, dolayısıyla da bilmediğine inanamıyor."  Rüyalara baktığımızda bazen olağanüstü şeyler olurken bazen anlamsız bazen düşündüğümüz şeyler üzerine bir çıkış yolu bazen korkularımız bazense sadece gün içinde yaşadığımız olayların benzerini görüyoruz. Bunlar genellikle bilinçaltımızda susturduğumuz, kabul etmediğimiz, kabul etmek istemediğimiz düşüncelerin dışavurumu oluyor.  Peki anlamını nasıl bileceğiz sorusuna ise Fre...

Sosyal Medya Bizden Ne İstiyor?

  İzlediğim belgeselde şöyle bir alıntı vardı: "Kalktığınızda telefonunuza tuvalete gitmeden önce mi yoksa tuvaletteyken mi bakıyorsunuz? Çünkü başka bir ihtimal söz konusu değil." Bu söz bana kısa bir aydınlatma yaşattı. Sonra düşündüm. Kalkar kalkmaz telefona, sosyal medyaya bakıyorduk. Gelen mesajlar, bildirimler, takipler, beğeniler... Bir bakmışız telefonda bir saat geçirmişiz bile. Kahvaltıya geçiyoruz telefon yanımızda, salona geçiyoruz telefon yanımızda, tuvalete gidiyoruz telefon yanımızda. Evden çıkıyoruz, ilk kontrol ettiğimiz şey telefon. Fotoğraf atıyoruz beğeni az oluyor üzülüyoruz, yorum az geliyor üzülüyoruz, biri kötü yorum atıyor, bizle dalga geçiyor üzülüyoruz, takipçi sayımız düşüyor, artmıyor üzülüyoruz ama bu kadar üzüntüye rağmen ondan vazgeçemiyoruz. Bu bana artık biraz mazoşistçe geliyor. Kendimizi üzmeyi seviyoruz. Hayır, hayır. Biz üzüntümüzü sosyal medyanın geçirebileceğine inanıyoruz. Her üzüldüğümüzde daha çok fotoğraf, video atıyoruz. Üzünt...

Acısı Olanlar Şiir Yazar

 Bir yerde ya okudum ya da duydum emin değilim. Sadece acısı olanlar şiir yazar, diyordu. Anlamamıştım o zamanlar. Şimdi anlıyorum.   Mutlu insan anılarına odaklanır. Tekrar tekrar hatırlar, mutlu olur, umut dolu olur. Sonra tekrar hatırlar. Aslında unutmaz, her an her an hatırlar, bir döngüdür bu.   Oysa acılı insan öyle midir? Acı çekmiştir, bir kere üzülmüştür, hatırlamak istemez, unutmak da istemez, yaşamak istemez, ölmeye de gücü yetmez. Anlatmak ister. Var mıdır anlatabileceği, güvenebileceği biri? Onu yargılamayacak, konuştuktan sonra gidip başkasına anlatmayacak...  Az önce okudum. Yunus Emre, konuşacak kimse bulamayınca derdini çiçeğe anlatmış.   Dün de şey görmüştüm. Yılmaz Erdoğan diyordu, yazar konuşabilse zaten yazar mıydı?   Gerçekten konuşabilse, derdini anlatabilse, rahatlasa, yazabilir miydi?   Bence yazamazdı çünkü söyleyemediklerini yazar zaten insan. Kendini yazar, kendi düşüncelerini yazar, kendi kurgusunu ...

Var Mısın ki Yok Olmaktan Korkuyorsun ?

  Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun? Kitap indirimlerinde dolaşırken gördüğüm bir kitabın ismiydi bu söz ve beni anında beynimden vurdu. "Var mısın ki yok olmaktan korkuyorsun?" Biz insanoğlu olarak her dönemde ölümsüzlüğü aramışız. Ölmekten korkmuşuz. Hâlâ da korkmaya devam ediyoruz. Bir gün öleceğimizi hepimiz biliyoruz ama yine de korkuyoruz. Çok garip değil mi? Bir yakınımızın ölüm korkusu ayrı bizim ölüm korkumuz ayrı... Ben önce yakınlardan başlayacağım anlatmaya. "Annem ölürse ben ne yaparım. Babam ölürse sokakta kalırız. Bize kim bakar, nasıl geçiniriz nasıl yaşarız. Aç kalırız. Susuz kalırız. Yüzümüze bakan olmaz vs. vs. He bir de hiç ölmeyeceklerini düşünüp öyle yaşayanlar var orası ayrı. Biz diğer tarafa bakalım. Korkulara odaklanıp onları büyütmek yerine biraz çözüm odaklı düşünsek? "Yahu ölümün çözümü mü olurmuş?" Doğru, tabii ki olmaz ama en azından ölüme hazırlıklı olabiliriz. Biz bir canlıyız ve her canlı bir gün mutlaka ölecek. Bunu...

Türk Dizi Felsefesi

  Televizyonda hiç güzel bir şey yok! Hepsi aynı! Güzel bir şey çekemiyoruz! Bölümler çok uzun!...  Bu gibi şikayetler çok fazla değil mi? Bir şeyleri suçlamak, şikâyet etmek, bunları dillendirmek kolay. Peki hiç düşündünüz mü neden? Neden böyle?  Sabahtan akşama kadar işte olup yorulan insanlar, çok çalışıp beynini, vücudunu yoran insanlar, akşam eve gelmiş kafasını boşaltması, iş stresinden kurtulması lazım. Dinlenmesi lazım. Geçer televizyonun karşısına tam karşısında zaten televizyon, rastgele bir kanal açar şikayet ettiğimiz diziler...  Neden güzel bir dizi yok? Bilimsel, düşündürücü bir şey yok? Olanlar tutmuyor, hemen bitiyor!  Neden acaba?  Patronunun gönderdiği işleri her an kovulma korkusuyla yapan insan, gün içinde sadece eve gidip yatmayı, uzanmayı, dinlenmeyi düşünen bir insan, bu ayı nasıl çıkartacaklarını, elektrik faturasını, su faturasını, doğalgaz faturasını, gidenleri, harcadıklarını nereden kısabileceğiyle kafayı bozan bir insan bir d...