Kayıtlar

Bilinçaltım Bana Mı Ait?

 BİLİNÇALTIM BANA MI AİT? Fabrikaların kurulmasıyla insan gücüyle üretilen ürünler, daha az insan gücüyle daha çok üretilmeye başlıyor. Üretimin artmasıyla fiyatlar azalıyor ve herkes ihtiyacına kavuşmuş oluyor. Üretim fazlası ürünler dışarıya satılıyor ama fabrikaların çoğalmasıyla tek tip satış duraklıyor. Bunun üzerine firmalar rekabete girip farklılaşmaya, seçenekleri arttırmaya başlıyorlar. Peki seçeneklerin çoğalması insanları nasıl etkiliyor? Öncelikle insanlar ihtiyaçlarından ziyade artık zevk için almaya başlıyorlar. Seçenek çok olduğu için karar vermekte zorlanıyorlar ve ne alırlarsa alsınlar akılları alamadıklarında kalıyor. “İnsanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan temel ihtiyaçları sınırlıdır; ancak istekler sonsuzdur.” Bu da hem tüketimi hem zaman kaybını hem de firmaların yanı sıra insanlarda da rekabeti, lüksü, şöhreti ve gösterişi arttırıyor. Hatta bir zaman sonra firmalar artık sadece ürün değil hayat tarzı da satmaya başlıyor. “Kişinin yemek y...

Hayatımı Yazsam Roman Olur Sözünün İroniliği

 "Hayatımı yazsam roman olur!" sözlerini çok duymuşsunuzdur. Aslında baktığımızda hepimizin hayatı bir romandır. Yazarı ise biz.  Günlük yazmayı, program yapmayı falan da bu sebeple çok önerirler zaten. Ne yaptığını, zamanını neye harcadığını gör.  Hani "hiç zamanım yok!" diyoruz ya, sadece bir hafta her gün her saat ne yaptığımızı yazsak o 24 saatin bize nasıl yetmediğini çok net görmüş oluruz.  Konumuza dönüp daha geniş bir şekilde baktığımızda yaşadığımız dünyaya kadar her şeyi bir kitap olarak görebiliriz. Yazarı zaten belli. Evrenin oluşumundan itibaren kitabın başladığını düşünün. Çağları da cildi olsun. Serinin içinde bir kitaptasın. Küçük yazılı, kalın bir kitap. Sen o kitabın içinde sadece bir kez adı geçen, belki adı bile geçmeyen bir karaktersin. Silüet.  Nokta kadar değerin yok derler ya o hesap işte. Nokta kadar değerin yok olduğun kitapta. Yaşadığın dünyada. Nefes aldığın coğrafyada. Doğduğun ilde bile.  Ya da kendini bir filmin içinde hayal e...

Çocuk Aileye Baka Baka Kararır

 "Anneler erkek evlatları için köle olduğundan erkekler tüm kadınlardan aynı şeyi bekliyor" dedi annem. Şu haklılığa bakar mısınız? Sen oğlunu el üstünde tutarken kızına hizmetçi muamelesi yaparsan aynı şeyi oğlun da gidip başkasına yapacak.  Sen kızını "kalk babana şunu yap, kalk abine şunu yap, bak erkek kardeşin geldi" diye yetiştirirsen o kız erkekler karşısında her zaman kendini küçük hissedecek.  Eğitim ailede başlar çünkü insan büyürken ilk olarak ailesini görür. Çevresine bakarak bir şeyleri kafasında oturtturur. Büyüdüğünde fikirleri değişebilir, tam tersi bir durum takınabilir ama çocukluktan itibaren beynine empoze edilen fikirler ömrünün sonuna kadar içinde bir yerde kalır. Eğer güçlü bir kızınız olsun istiyorsanız önce güçlü bir kadın olun. Eğer köy ağası değil de iyi bir oğlunuz olsun istiyorsanız eşinize hizmetçi, kızınıza köle, kendinize de paşa muamelesi yapmayın.

Doğruyu Bulma Çabası/ A'mak-ı Hayal

Resim
  Edebiyatımızın ilk felsefi ve gerçeküstü kitabı Filibeli Ahmet Hilmi'nin A'mak-ı Hayal'inden merhaba.  Öncelikle şunu söyleyeyim ki Türk Klasiklerine dair okuduğum en iyi kitap oldu. Hatta bu kitabı okuduktan sonra yeni klasikleri büyük bir hevesle sepetime eklediğimi söyleyebilirim.  Gelelim kitabın konusuna.  Başkarakterimiz Raci ailesi tarafından din ve ahlak kurallarıyla büyümüş. Sonra bilgilendikçe başka fikirler de mantıklı gelmiş ve tüm mantıklı -birbirinin zıttı- düşüncelerin arasında kaybolmuş. Bir gün mezarlıkta gezerken kendini keşfetmiş ve aklından şunlar geçmiş: "Ben küfür ile imandan, ikrar ile inkârdan, tasdik ile kuşkudan meydana gelmiş bir şey olmuştum." Kendiyle yüzleşmesi onu nereye gittiğini bilmediği yollara sürüklerken tuhaf ve yaşlı olan Aynalı Dede ile karşılaşmış ve farklı diyarlara yolculuğu başlamış. Okurken aklıma Siddhartha ve Gece Yarısı Kütüphanesi kitapları geldi. Onları sevdiyseniz bunu da seveceğinizden eminim. Nereden biliyorum...

Platon ve Aşk

 Platon diyor ki: "Bedensel hazlarının kölesi olan ve sadece bu isteklerini yerine getirmek için mantıklarını devre dışı bırakıp duyduğu şehveti aşk zannedenler sahte âşıklardır." Tutkularını aşk zanneden bu insanlar için de şunları söylüyor: "Mantık dışı arzular en iyi olma düşüncesine baskın çıkarak insanı güzellikten keyif almaya yöneltir ve bedene yönelik cinsel arzularla güçlenerek bu gücünden dolayı aşk adını alır." "Kurtlar kuzularını nasıl severse aşıklar da sevgililerini öyle sever." Burada aşkı tutku olarak ele aldığı için; kurtları aslında kuzuları sevdiği için değil, onları yedikten sonra alacakları haz ve doygunluk hissi için yediklerini söyler.  Gerçek aşıkla sahte aşığın ayrımını ise şöyle yapar: "Gerçek âşık, aşık olduğu kişinin sürekli olarak gelişmesini ve özgürleşmesini isterken, sahte aşıklar sevgililerinin ya da eşlerinin sadece kendi isteklerine uymasını ve kendi belirledikleri gibi bir hayat yaşamasını ister ve böyle olması için...

Rüyamın Anlamını Biliyorum |Freud - Psikanalize Giriş: Rüya

 Rüyaların bilinçaltımızın dışavurumu olduğunu hepimiz biliyoruz ama ya gördüklerimizin anlamını biliyorsak?  Rüyayı görüyoruz ki çoğunu hatırlamıyoruz. Hatırlasak bile kısa süre sonra unutuyoruz. Peki hafızamızda bile kalmayan şeyin bize ne anlatmak istediğini nereden bilebiliriz?  "Çoğu rüya insanın zihninden uçup gidiyor ya da tam olarak gitmese bile sadece anlamsız bölük pörçük kısımları aklımızda kalıyor." diyor Freud. Ondan sonra da ekliyor: "Size temin ederim ki, büyük olasılıkla rüyayı gören rüyasının anlamını biliyor ama bildiğini bilmiyor, dolayısıyla da bilmediğine inanamıyor."  Rüyalara baktığımızda bazen olağanüstü şeyler olurken bazen anlamsız bazen düşündüğümüz şeyler üzerine bir çıkış yolu bazen korkularımız bazense sadece gün içinde yaşadığımız olayların benzerini görüyoruz. Bunlar genellikle bilinçaltımızda susturduğumuz, kabul etmediğimiz, kabul etmek istemediğimiz düşüncelerin dışavurumu oluyor.  Peki anlamını nasıl bileceğiz sorusuna ise Fre...

Sosyal Medya Bizden Ne İstiyor?

  İzlediğim belgeselde şöyle bir alıntı vardı: "Kalktığınızda telefonunuza tuvalete gitmeden önce mi yoksa tuvaletteyken mi bakıyorsunuz? Çünkü başka bir ihtimal söz konusu değil." Bu söz bana kısa bir aydınlatma yaşattı. Sonra düşündüm. Kalkar kalkmaz telefona, sosyal medyaya bakıyorduk. Gelen mesajlar, bildirimler, takipler, beğeniler... Bir bakmışız telefonda bir saat geçirmişiz bile. Kahvaltıya geçiyoruz telefon yanımızda, salona geçiyoruz telefon yanımızda, tuvalete gidiyoruz telefon yanımızda. Evden çıkıyoruz, ilk kontrol ettiğimiz şey telefon. Fotoğraf atıyoruz beğeni az oluyor üzülüyoruz, yorum az geliyor üzülüyoruz, biri kötü yorum atıyor, bizle dalga geçiyor üzülüyoruz, takipçi sayımız düşüyor, artmıyor üzülüyoruz ama bu kadar üzüntüye rağmen ondan vazgeçemiyoruz. Bu bana artık biraz mazoşistçe geliyor. Kendimizi üzmeyi seviyoruz. Hayır, hayır. Biz üzüntümüzü sosyal medyanın geçirebileceğine inanıyoruz. Her üzüldüğümüzde daha çok fotoğraf, video atıyoruz. Üzünt...

Acısı Olanlar Şiir Yazar

 Bir yerde ya okudum ya da duydum emin değilim. Sadece acısı olanlar şiir yazar, diyordu. Anlamamıştım o zamanlar. Şimdi anlıyorum.   Mutlu insan anılarına odaklanır. Tekrar tekrar hatırlar, mutlu olur, umut dolu olur. Sonra tekrar hatırlar. Aslında unutmaz, her an her an hatırlar, bir döngüdür bu.   Oysa acılı insan öyle midir? Acı çekmiştir, bir kere üzülmüştür, hatırlamak istemez, unutmak da istemez, yaşamak istemez, ölmeye de gücü yetmez. Anlatmak ister. Var mıdır anlatabileceği, güvenebileceği biri? Onu yargılamayacak, konuştuktan sonra gidip başkasına anlatmayacak...  Az önce okudum. Yunus Emre, konuşacak kimse bulamayınca derdini çiçeğe anlatmış.   Dün de şey görmüştüm. Yılmaz Erdoğan diyordu, yazar konuşabilse zaten yazar mıydı?   Gerçekten konuşabilse, derdini anlatabilse, rahatlasa, yazabilir miydi?   Bence yazamazdı çünkü söyleyemediklerini yazar zaten insan. Kendini yazar, kendi düşüncelerini yazar, kendi kurgusunu ...