Kayıtlar

Kadın sadece aşkı bilir

 "Kadınlardan arkadaş olmaz: o sadece aşkı bilir." diyor Nietzsche 19. yüzyılda. Ondan daha geriye baktığımızda kadınların tabiri caizse "cilve yapmak, erkeğe kendini beğendirmek, evi çekip çevirmek, çocuk yapıp bakmak" üzerine kurulu bir hayatları var. Kadınların aklı yok, düşünemez, karar veremez, söz hakkı da yok.  Geçmişi bir kenara bırakıp günümüze baktığımızda ise tam tersi bir anlayış ortaya çıkıyor. "Erkekten arkadaş olmaz: onun aklı başka yerdedir." Bu sefer erkeklerden uzak durulması, kadınların erkeklere göre çok daha akıllı, mantıklı olduğu söyleniyor. -halk dilinde-  Bu olayda öne çıkan argümanlar arasında en dikkat çekeni ise: toplum baskısı. Toplum kadını ve erkeği hangi konuma koyuyor? Feminizm de aslında tam olarak bunu eline alıyor. Neden erkekler akıllıyken biz kadınlar aptal, beyinsiz konumuna düşüyoruz? Neden sadece evlenip çocuk bakmak zorundayız? Neden okuma, düşünme, çalışma hakkımız yok? Neden hayatımız bir erkeğin elinde? Biz kadı...

Hümanizm

Resim
  Hümanizm (İnsancılık) Hümanizmden bahsetmeden önce biraz geçmişe bakalım. Antik dünya zamanında felsefe, bilim, düşünce, insanlık, din her şey iyi durumdadır. Daha da ilerlemesi beklenirken Roma İmparatorluğun yıkılışıyla barbar krallık, imparatorluklar ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 1000 yıl süren dönem boyunca her şey oldukça geriye gitmiş, halkı elinde tutmak için baskılar çoğalmıştır. İşin tarih kısmını bir kenara bırakacak olursak bu dönemde insanlar önemsenmemiş; hatta kötü, günahkar görülmüştür. Bu 1000 yıl içerisinde olayları değiştirmek, insanları aydınlatmak isteyenler olsa da susturulmuş hatta idam edilmiştir. Ta ki 14. yy sonlarına kadar.  14. yy sonlarında insanların önemli olduğunu insanlığa hatırlatan bir akım ortaya çıkmıştır: Hümanizm.  Hümanizm kelime anlamı olarak insan odaklılık, insan merkezcilik, insancıllık demektir. Hümanizm; ortaçağ anlayışı olan insanın günahkar doğduğunu reddederek insanı üstün kılmış; insan aklını, adaleti, etik kavramlarını teme...

Edebiyat Akımları

Resim
    EDEBİYAT AKIMLARI Edebiyat Akımı ya da Edebi Akım dediğimiz şey: Belli bir tarihsel süreçte; ortak düşünce, estetik ve sanat görüşüne sahip insanların bir araya gelerek bazı ilkeler doğrultusunda şekilsel ve içeriksel olarak ortaya koydukları eserin edebi anlayışıdır.  Edebi akımların başlangıç ve sonu vardır. Ortaya çıkar, olgunlaşır, zirveye çıkar ve söner.  Edebi akımlar genellikle birbirlerine tepki olarak çıkarlar ama bunlar zıt olduğu kadar benzerdir de.  Her akımın temsilcileri vardır. Temsilcilerle kurucular aynı kişi olmak zorunda değildir. Bir yazar sadece tek bir akımda yazmak zorunda da değildir. İki zıt akımdan da eserler veren yazarlarımız mevcuttur.  Edebiyat akımları şunlardır;  -KLASİSİZM (KURALCILIK / AKILCILIK) -ROMANTİZM (DUYGUCULUK / COŞUMCULUK) -REALİZM (GERÇEKÇİLİK) -NATÜRALİZM (TABİATÇILIK)(DOĞALCILIK)(AŞIRI GERÇEKÇİLİK) -PARNASİZM (ŞİİRDE GERÇEKÇİLİK) -SEMBOLİZM (SİMGECİLİK) -EMPRESYONİZM (İZLENİMCİLİK) -DADAİZM (KURALSIZLI...

Bilinçaltım Bana Mı Ait?

 BİLİNÇALTIM BANA MI AİT? Fabrikaların kurulmasıyla insan gücüyle üretilen ürünler, daha az insan gücüyle daha çok üretilmeye başlıyor. Üretimin artmasıyla fiyatlar azalıyor ve herkes ihtiyacına kavuşmuş oluyor. Üretim fazlası ürünler dışarıya satılıyor ama fabrikaların çoğalmasıyla tek tip satış duraklıyor. Bunun üzerine firmalar rekabete girip farklılaşmaya, seçenekleri arttırmaya başlıyorlar. Peki seçeneklerin çoğalması insanları nasıl etkiliyor? Öncelikle insanlar ihtiyaçlarından ziyade artık zevk için almaya başlıyorlar. Seçenek çok olduğu için karar vermekte zorlanıyorlar ve ne alırlarsa alsınlar akılları alamadıklarında kalıyor. “İnsanların yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli olan temel ihtiyaçları sınırlıdır; ancak istekler sonsuzdur.” Bu da hem tüketimi hem zaman kaybını hem de firmaların yanı sıra insanlarda da rekabeti, lüksü, şöhreti ve gösterişi arttırıyor. Hatta bir zaman sonra firmalar artık sadece ürün değil hayat tarzı da satmaya başlıyor. “Kişinin yemek y...

Hayatımı Yazsam Roman Olur Sözünün İroniliği

 "Hayatımı yazsam roman olur!" sözlerini çok duymuşsunuzdur. Aslında baktığımızda hepimizin hayatı bir romandır. Yazarı ise biz.  Günlük yazmayı, program yapmayı falan da bu sebeple çok önerirler zaten. Ne yaptığını, zamanını neye harcadığını gör.  Hani "hiç zamanım yok!" diyoruz ya, sadece bir hafta her gün her saat ne yaptığımızı yazsak o 24 saatin bize nasıl yetmediğini çok net görmüş oluruz.  Konumuza dönüp daha geniş bir şekilde baktığımızda yaşadığımız dünyaya kadar her şeyi bir kitap olarak görebiliriz. Yazarı zaten belli. Evrenin oluşumundan itibaren kitabın başladığını düşünün. Çağları da cildi olsun. Serinin içinde bir kitaptasın. Küçük yazılı, kalın bir kitap. Sen o kitabın içinde sadece bir kez adı geçen, belki adı bile geçmeyen bir karaktersin. Silüet.  Nokta kadar değerin yok derler ya o hesap işte. Nokta kadar değerin yok olduğun kitapta. Yaşadığın dünyada. Nefes aldığın coğrafyada. Doğduğun ilde bile.  Ya da kendini bir filmin içinde hayal e...

Çocuk Aileye Baka Baka Kararır

 "Anneler erkek evlatları için köle olduğundan erkekler tüm kadınlardan aynı şeyi bekliyor" dedi annem. Şu haklılığa bakar mısınız? Sen oğlunu el üstünde tutarken kızına hizmetçi muamelesi yaparsan aynı şeyi oğlun da gidip başkasına yapacak.  Sen kızını "kalk babana şunu yap, kalk abine şunu yap, bak erkek kardeşin geldi" diye yetiştirirsen o kız erkekler karşısında her zaman kendini küçük hissedecek.  Eğitim ailede başlar çünkü insan büyürken ilk olarak ailesini görür. Çevresine bakarak bir şeyleri kafasında oturtturur. Büyüdüğünde fikirleri değişebilir, tam tersi bir durum takınabilir ama çocukluktan itibaren beynine empoze edilen fikirler ömrünün sonuna kadar içinde bir yerde kalır. Eğer güçlü bir kızınız olsun istiyorsanız önce güçlü bir kadın olun. Eğer köy ağası değil de iyi bir oğlunuz olsun istiyorsanız eşinize hizmetçi, kızınıza köle, kendinize de paşa muamelesi yapmayın.

Doğruyu Bulma Çabası/ A'mak-ı Hayal

Resim
  Edebiyatımızın ilk felsefi ve gerçeküstü kitabı Filibeli Ahmet Hilmi'nin A'mak-ı Hayal'inden merhaba.  Öncelikle şunu söyleyeyim ki Türk Klasiklerine dair okuduğum en iyi kitap oldu. Hatta bu kitabı okuduktan sonra yeni klasikleri büyük bir hevesle sepetime eklediğimi söyleyebilirim.  Gelelim kitabın konusuna.  Başkarakterimiz Raci ailesi tarafından din ve ahlak kurallarıyla büyümüş. Sonra bilgilendikçe başka fikirler de mantıklı gelmiş ve tüm mantıklı -birbirinin zıttı- düşüncelerin arasında kaybolmuş. Bir gün mezarlıkta gezerken kendini keşfetmiş ve aklından şunlar geçmiş: "Ben küfür ile imandan, ikrar ile inkârdan, tasdik ile kuşkudan meydana gelmiş bir şey olmuştum." Kendiyle yüzleşmesi onu nereye gittiğini bilmediği yollara sürüklerken tuhaf ve yaşlı olan Aynalı Dede ile karşılaşmış ve farklı diyarlara yolculuğu başlamış. Okurken aklıma Siddhartha ve Gece Yarısı Kütüphanesi kitapları geldi. Onları sevdiyseniz bunu da seveceğinizden eminim. Nereden biliyorum...

Platon ve Aşk

 Platon diyor ki: "Bedensel hazlarının kölesi olan ve sadece bu isteklerini yerine getirmek için mantıklarını devre dışı bırakıp duyduğu şehveti aşk zannedenler sahte âşıklardır." Tutkularını aşk zanneden bu insanlar için de şunları söylüyor: "Mantık dışı arzular en iyi olma düşüncesine baskın çıkarak insanı güzellikten keyif almaya yöneltir ve bedene yönelik cinsel arzularla güçlenerek bu gücünden dolayı aşk adını alır." "Kurtlar kuzularını nasıl severse aşıklar da sevgililerini öyle sever." Burada aşkı tutku olarak ele aldığı için; kurtları aslında kuzuları sevdiği için değil, onları yedikten sonra alacakları haz ve doygunluk hissi için yediklerini söyler.  Gerçek aşıkla sahte aşığın ayrımını ise şöyle yapar: "Gerçek âşık, aşık olduğu kişinin sürekli olarak gelişmesini ve özgürleşmesini isterken, sahte aşıklar sevgililerinin ya da eşlerinin sadece kendi isteklerine uymasını ve kendi belirledikleri gibi bir hayat yaşamasını ister ve böyle olması için...